Ölümün Ölümü
Yaşamla ilgili küçük bilgiler başlıklı yazılarımda şöyle demiştim; yaşamaya güdülenmişiz ama ölmeye programlıyız. İnsan türü bilinçli bir canlı olarak kendini, doğadaki yerini ve doğayı sürekli sorgulamıştır. Yakınlarının, sevdiklerinin ölümleri karşısında üzülmüş, çok acılar çekmiş ve çoğu zaman bunları kabullenememiştir. Tüm bunlara karşın ölümsüzlüğü arzulamış, kurgulamış ve ölümsüzlüğü aramıştır. Bu durumu yazılı hale getirerek mitolojilerde, efsanelerde ölümsüzlüğü arayıp bulmanın çabalarını anlatmıştır.
Bilinen en eski yazılı efsane olan çivi yazısıyla yazılmış Sümer tabletlerindeki meşhur Gılgamış destanında da yani MÖ 2000 yıllarında da bu konu işlenir. Yunan mitolojilerinde de ölümsüz olan tanrılar hep insan gibi düşünülmüştür, insana ait özellikler onlarda da var olmuştur. Tek tanrılı dinlere de bu mitolojilerdeki öyküler girmiş ve Yunan mitolojisindeki baş tanrı Zeus ki erkek egemen toplumda erkek cinsiyetindedir, tek tanrıya dönüşürken Zeus’un yanındaki diğer tanrılar da tek tanrılı dinlerde meleklere dönüşmüştür ve böylece tek tanrılı dinlerde ölüm bir tür öldürülmüştür, yani ölümsüzlük öldükten sonra tekrar yaşanılacak olan “öteki dünyada” olacağı belirtilmiştir ve orada sonsuz yaşam vadedilmiştir, yani orada ölüm öldürülmüştür. Yeni ve ölümsüz bir hayat vaat eden, ölümü öldüren dinler; insanın düşünmeye başladığı andan itibaren düşlediği şeyi insana umut olarak sunmuştur. Mitolojilerde, efsanelerde var olan ölümün ortadan kaldırılması tek tanrılı dinlerde gerçekleştirilmiş ölümsüzlük cennette kendine yer bulmuştur.
Ölümsüzlük düşü, ölümsüzlük hep iyi ve güzel bir şey olarak algılanıyor veya pazarlanıyor. Acaba öyle mi, bunu sorgulamak, irdelemek gerekmiyor mu? Günümüzde gelişen biyoteknolojiler, nanoteknolojiler, yapay zekâ ile insanın yapay evrimi oluşturulmaya çalışılıyor. Ancak genetik her şeydir diye vurgulanırken birden epigenetik ortaya çıktı, basit izahı da şöyle; genetik her şeyimizin yazıldığı kitap ise epigenetik bu kitabın yorumu oluyor. Genlere müdahalelerle yeni insan türü oluşturulmaya çalışılıyor, evet bilim ve teknoloji çok gelişti, bilgilerimiz çok arttı ama bunun çok abartılmaması da gerekiyor; bildiklerimiz deryada bir damla bile değildir. Doğanın dört milyar yıldaki evrim ve birikiminin halen çok azını bildiğimiz gerçeğini de bilmeliyiz. Bilim ve teknoloji logaritmik bir büyümeyle hızla insanı dönüştürüyor. Belki de makinelerle bütünleşik bir canlı türü olarak ölümsüz olacaktır.
Ölümsüzlük olduğunda hayatın, canlılığın değeri nasıl olurdu? Evrende zıtların birliği vardır, her şey karşıtlarıyla birlikte değerlenir, değerlendirilir; kötü olmadan iyinin değeri anlaşılamaz, hiçbir şey düz ve yeknesak değildir; inişli çıkışlı, zorluk kolaylık, güzellik çirkinlik, değerli değersiz gibi. Eğer ölüm olmasaydı belki de yaşam bu kadar değerli ve anlamlı olmazdı.
İnsanın sonsuz yaşamlı olması yeryüzüne taşıyamayacağı kadar yük olur ve nüfus artışı dünyayı yaşanmayacak duruma getirecektir. Buna önlem için doğumlar olmayacaksa; çocuklara sahip olmanın, onları sevmek duygusu yaşanmayacaksa hayatın tadı ve anlamı eksik kalacak demektir, bunları sorgulamak gerekiyor.
Ölümsüzlüğü aramak, sonsuz yaşamak hayalinin yerine merak etsek, sorgulasak, hayatı anlamlandırsak, ona değer katsak daha iyi, daha güzel olmaz mıydı? Asım Beşikci
Çok teşekkürler saygıdeğer hocam..
Çok güzel bir yazı…
Ve gerçekler…
Bütün Vatsap dostlarıma da ilettim…
Sanırım izin verirsiniz..
Tekrar teşekkürler ve mutlu çalışmalar..