Gerçek Gerçek mi?
Hiçbir kaynak sınırsız değildir ve sonsuza kadar kullanılamaz, her kaynağın bir büyüklük sınırı vardır. Öncelikle dünyamızın kaynaklarının sınırlı olduğunun bilincinde olmalıyız ve buna göre davranmalıyız. Yeryüzünün kaynakları sınırlı olduğundan, bir gün tükenebileceğinden de bu kaynaklara dayalı olan dünyadaki ekonomilerin sınırsız büyüme gibi bir durum da olamaz demektir. İnsan nüfusunun, yeryüzündeki insan sayısının bu kaynaklara uygun sayıda olması gereklidir, yani kontrolü nüfus artışı olmalıdır ve ayrıca yeryüzünün üzerinde yaşayan bütün canlı türlerine ait olduğunu ve insanlara düşen kısmının da bütün insanlara ait olduğunun bilincinde olmak zorundayız. Eğer yeryüzünde bazı yerlerde insanlar aç kalıyorsa, kimi yerlerde çocuklar, gençler eğitimden ve temel haklardan yoksunsa bu durum hepimizin suçudur, hepimizin sorumluluğundadır ancak gerçek suçlu kârdan başka hiçbir şey düşünmeyen tekeller ve tekelci kapitalizmdir.
Yeryüzünün kaynakları bütün canlılarındır ve insana düşen kısmı da din, dil, ırk, renk, ulus farkı olmadan bütün insanlarındır. Kaynakların hoyratça tüketilmesi, doğanın kendi dengelerinin bozulması, küresel iklim değişiklikleri yakın bir gelecekte bütün canlıların kitlesel ölümlerine neden olacaktır ve kalan insanlar kendileri için oluşturacakları bir tür fanus veya sera gibi yerlerde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalacaklardır belki de yapay zekânın yönettiği makinalar, robotlar dünyasına bırakacaklardır. Tüm bunların müsebbibi kapitalizmdir.
Her canlı türünün gerçeği farklıdır, bizim gerçeğimiz de yalnızca beynimizin algılayıp oluşturduğu bir “gerçek”tir. Gözümüz, kulağımız ve diğer duyu organlarımızla algıladığımız tüm sinyalleri; ışık olsun, ses olsun tümünü bunları algılayan organlarda elektrik sinyallerine dönüştürüp beynimizin değişik yerlerinde düzenlemeye, işleme tabi tutup beynimizdeki ilgili merkezde işleyip bizim için anlamlı şeylere dönüştürüp beynimizin oluşturduğu gerçeğe sahip oluruz ama bu ne kadar “gerçek”tir? Çünkü gözümüz geniş bir frekans aralığında minicik bir yer tutan 350-700 nanometrelik frekansları algılayabiliyor kulağımız ise gene küçücük bir kısım olan 20-20.000 Hz arasındaki titreşimleri algılayabiliyor, burnumuz da aynı biçimde çok az koku molekülünü algılıyor. İşte bizim ‘gerçeğimiz” bu kadar küçük bir aralığa sıkışmış olan şeydir ve gerçek dediğimiz beyne iletilen elektrik sinyallerinden başka bir şey değildir.
“Şöyle bir varsayım her ne kadar pratik uygulaması şu an itibariyle imkânsıza yakın olsa da teorik olarak geçerlidir. Vücuttan ayrı bile olsa, hayatta tutulan bir beyin uygun uyarılar sağlandığında kendisini farklı ortamlarda farklı deneyimler geçiren bir canlı olarak algılayabilir.- prof.dr.Sinan Canan ” Yani gerçek dediğimiz şey beynimizin içinde oluşandır ve değişik türlerdeki canlıların gerçekleri de değişiktir. Algılayıp oluşturduğu dünyalar farklıdır ama biz insan türü olarak değerlendirdiğimiz için hepinizin algıladığı aynıdır gibi. Bütün canlılar için geçerli bir gerçek vardır o da; tüm bunların bilincinde ve en zeki tür olan insanın yeryüzünde en akılsız ve bilinçsiz işler yapan tür olduğudur. Kültür, sanat, hak ve adalet, eşitlik, emeğin en yüce değer olması, ahlâk ve fazilet gibi kavramlar aklın, zekânın ürünü olarak insana özgüdür. İşte bu nedenle bu değerlerin geçerliliğini, egemenliğini sağlamak hepimiz için bir amaç, bir görev olmalıdır. Önce kendinden başla. Asım Beşikci
Birikimlerinizle yolumuzu aydınlatıyorsunuz yüreğinize sağlık hocam